GRİ VE SOĞUK KIŞ GÜNLERİNE; RENKLİ LENSLERLE RENK KAT!!!

23 Ekim 2013 Çarşamba

VÜCUDUMUZUN SAATİ NASIL ÇALIŞIYOR


Vücudumuzun bir saat gibi çalışıyor. Peki, bu saatin programlaması nasıl yapılmış?



Araştırmalara göre her insanın vücudu farklı çalışsa da ortalama standart bir süreç var. İngiliz Daily Mail Gazetesi'nde yer alan habere göre yaraların iyileşmesi 2 yıl sürüyor, bir ünite kan verdiğinizde ise oksijen taşıyan alyuvarların üretilebilmesi için 6 haftaya ihtiyaç var. İşte vücudumuzun çalışma mekanizması.

Sindirim 24 saat sürüyor
Sindirim denilen ve ilk ısırdığımız anda başlayan olay tam 24 saati kapsayan uzun bir süreç. Sosisli veya kekten bir lokma aldığınızda 3 saniyede mideye iniyor. Parçalanma süresi büyüklüğü ve kalorisine göre değişiyor. Örneğin, 600 kalorilik bir rosto ya da biftek midede tam 3 saat bekliyor. Mideden incebağırsağa giden yiyecek biraz daha parçalanıyor. Kalınbağırsaktaki yolculuğu ise 20 saate yakın sürüyor ve sonunda dışarı atılıyor.

Yara iyileşmesi iki yıl sürüyor
Araştırmalara göre ameliyat izi gibi derin yaraların iyileşme süreci doku zarar gördükten sonra başlıyor. Bir saniyeden kısa sürede yaralanan bölgedeki damarlar kan akışını durdurmak için daralıyor. Yaranın üstü kapanınca yeni doku oluşuyor. Sonraki iki yıla yakın sürede o yara dokusu güçleniyor ve sonunda normal cilt dokusunun yüzde 80’i kadar sağlam hale geliyor.

Yağ 3 saatte bel çevresinde
Porsiyonu büyük olan, fazla kalorili bir öğünün içerdiği yağların karın bölgesine ulaşması 3 saat sürüyor. Yemekten bir saat sonra yağ kana karışıyor. 3 saat sonra da genelde bel kısmında yağ tutmuş bölgeye gidiyor. Yağ geçici olarak o bölgede kalıyor ve enerji kaynağı oluşturuyor. Ancak sürekli ağır, çok ve yağlı yemeye devam edersek kilo alıyoruz.

Kadın 10, erkek 2 dakikada orgazma ulaşıyor
Araştırmalara göre orgazm birkaç saniye de yarım dakika da sürebilir. Orgazma ulaşma süresinde ise erkekler ve kadınlar arasında çok belirgin bir fark göze çarpıyor. Kadınlar ortalama 10-20 dakikada orgazma ulaşıyor; erkekler için ise 2-3 dakika yeterli oluyor.

Bir ünite kan 6 haftada yerine geliyor
Bir ünite kan bağışladığınızda tam 24 saat içinde vücut o kanın plazma kısmını yeniden üretiyor. Ancak oksijen taşıyan akyuvarların yeniden üretilebilmesi için 6 hafta gerekiyor. Bu yüzden kan veren erkeklerin bir kez daha bağış yapmak için 12 hafta, kadınların ise 16 hafta beklemesi gerekiyor. Bunun nedeni ise erkeklerin demir stokunun daha fazla olması.

30 dakikada hamile kalınıyor
ABD’nin California Eyaleti’nde yapılan bir araştırmaya göre spermin rahme girip bir yumurtayı döllemesi yarım saat sürüyor. Sperm ve yumurta buluştuktan sonra gebelik süresi 37 ila 42 hafta arasında sürüyor. İleri yaştaki ve kilolu kadınların hamilelik süresi diğerlerine oranla daha uzun sürebiliyor.

GREYFURT VE STRES

Turunçgiller familyasının en faydalı üyesi greyfurttur.


Yaprakları derimsi, çiçekleri beyazımsı renkli ve ilk Jamaika'da ortaya çıkmış bir meyvedir. Bol miktarda C vitamini içerir.

Bunun dışında A, B vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum, bakır, sodyum ve fosfor mineralleri açısından da zengin bir meyvedir. Daha birçok faydalarını sizler için bir araya getirdik;

  • Kansere karşı koruyucudur özellikle kolon, prostat, akciğer kanserine karşı daha etkilidir.
  • Bağırsakların düzenli olarak çalışmasına yardımcı olur.
  • Kalp hastalıklarından korur.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Kanı temizler.
  • Grip, nezle gibi  hastalıklarının tedavisine yardımcı olur.
  • Hazmı kolaylaştırır..
  • Kabızlığa iyi gelir.
  • Dişetlerini korur.
  • Antioksidan özelliği vardır.
  • Cildin yapısını kuvvetlendirir ve akne oluşmasını engeller.
  • Bedensel ve zihinsel yorgunluğu giderir.

SİVİLCE İLE MÜCADELEDE 10 YANLIŞ BİLGİ

Güzelliğin düşmanı sivilceler doğru tedavi yaklaşımları uygulanmadığı durumlarda hem cildinizde kalıcı izler kalmasına neden oluyor hem de cilt sağlığınız için farklı riskleri beraberinde getirebiliyor. Halk arasında doğru bilinen yanlışlar ile hareket etmek, eş dost tavsiyesi ile ilaç kullanmak ve sivilceleri sıkıp üzerini makyajla kapatmaya çalışmak sorunlu ciltlerin tedavisini güçleştiriyor.  Memorial Etiler Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Zerrin Baysal, akne konusunda sık yapılan hataları sıraladı.
Akne 12-30 yaşları arasında sık rastlanan bir durumdur. Herkes hayatı boyunca en az bir dönem bu şikayeti yaşar. Bu durumun olağan olduğunu düşünenlerin sayısı hala çok fazladır fakat şiddetli vakalarda önlem alınmaz ve tedavi uygulanmazsa görüntüsel ve ruhsal kalıcı tahribatlara yol açar. Tedavi ve hastalığa yaklaşımla ilgili hekimleri yoran ve yanlış yapılan durumlar şöyle özetlenebilir

1. “Akne ile sivilce aynı anlama gelmez”

Bazen hastalar durumunun akne değil sivilce olduğunu vurgular ki bu algı yanlıştır. Aknenin tipleri olduğundan bahsedilebilir. “Vulger” adı verilen basit akneden “nodulokistik” dediğimiz şiddetli akneye kadar değişik görünümler sergilerler.

2. “Sivilceyi sıkarsam yara olur ve iyileşir”

Her çıkan sivilcenin sıkılması tedaviye katkıda bulunmak bir yana, telafisi olmayan izlerin ortaya çıkmasına ve aknenin yaygınlaşmasına neden olur.

3. “Ergenlik dönemi geçince sivilceler de geçer”

Sivilceler konusunda ergenlik nedeni ile oluştuklarını düşünüp tedavi yoluna gitmemek son derece yanlıştır. Aknenin tedavisini geciktirmek, kendiliğinden düzelmesini beklemek, yapılacak en büyük ihmaldir. Üzerinden yılların geçmesini beklerken akne yerini kalıcı izlere bırakır.

4. “Yoğurt, diş macunu ve sabun köpüğü sivilceleri kurutan doğal ilaçlardır”

Son yıllarda daha az rastladığımız ama daha önceleri sıkça gördüğümüz yoğurt, diş macunu, sabun köpüğü sürerek saatlerce beklemek tedavi yöntemi değildir. Bu tür uygulamalar, deride enfeksiyonların artmasına, kalıcı kızarıklıklara ya da lekelenmelere neden olabilir. Deride alerjik reaksiyonlar görülebilir.

5. “Kapatıcı kullanmak hem güzel bir görünüm sağlar hem de sivilceyi kurutur”

Fondoten ya da pudra kullanımı sivilceyi sadece kapatır. Ancak güzel görünmek için yaptığınız bu uygulama yeni sivilce oluşmasına neden olur. Özellikle siyah nokta veya beyaz nokta tarzındaki komedojenik sivilcelerin ortaya çıkması kaçınılmaz olabilir.

6. “Sivilce için uygulanan tedaviler ciltte başka hasarlara neden olur”

Akne, farklı şekillerde tedavisi mükemmel sonuçlara varan bir hastalıktır. Tedavi sürecinde kızarıklık, kaşıntı, pullanma ve kurumanın yaşanması tedavinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Bazı hassas ciltlerdeki aşırı tepki doktora tekrar başvurulduğunda alınacak önlemlerle düzelir. Bu sonuçlar hekimin ya da ilaçların yanlış olduğu anlamına gelmemelidir.

7. “Şiddetli vakalarda ağızdan kullanılan ilaçlar hastaya zarar verir”

Nodulakistik ya da daha şiddetli akne tiplerinde ağızdan verilen doğum kontrol veya retinoik asit tedavileri hastanın hayatını riske atmak demek değildir. Uygun vakada gerekli takipler yapılmak kaydıyla kullanılacak bu tedaviler, hastaya zarar yerine yarar getirir. Unutulmaması gereken faktör, her ilacın kendine göre yan etkileri olduğudur.

8. “Retinoik asit tedavisi sonrasında hamile kalamam”

A vitamini derivesi olan retinoik asit tedavisi bir kısım akneli hastalarda hayat kurtarıcıdır. Sık olarak bahsi geçen bu tedavi sonrasında hamile kalınamayacağı endişesi tamamen yersizdir. İlacın kesilmesinden 2 ay sonrasında hamile kalmak isteyenler için risk yoktur fakat doktorunuzun da belirteceği üzere tedavi sürecinde hamilelik yasaktır.

9. “Tek reçete tedavi için yeterlidir”

Sivilce problemi yaşayan ve çoğunluğunu sabırsız gençlerin oluşturduğu bazı hastalar mevcut şikayetlerinin bir iki gün içinde geçmesini beklerler. Ne yazık ki; akne kronik bir durumdur ve tedavisi uzun soluklu, takip gerektiren, hastalığın farklı dönemlerinde farklı ilaç kullanımına ihtiyaç duyulan bir hastalıktır.

10. “Arkadaşıma iyi gelen sivilce ilacı benim cildimi de düzeltebilir”

Akne bir dermatolog için her yönüyle çok iyi bilinen bir hastalıktır. Aknenin çeşidi, nedenleri, tedavileri basitçe planlanabilir. Güzellik salonlarında yapılan yanlış uygulamalar, komşulardan alınan öneriler, eczacıya danışılarak kullanılan tedaviler bazen isabetli olabilir; ama çoğunlukla derin ve tedavisi güç izler bırakmaya ya da sivilcenin artmasına neden olur.

SÜPER BABA OLMAK İÇİN

Bütün çocuklar babalarını “evin direği” ya da “eve para getiren kişi” olarak tanımlar. Oysaki siz çocuğunuza arkadaş ve sırdaş olmak isteyebilirsiniz. Çocuklarınız için “süper bir baba” olmak istiyorsanız öncelikle yapmanız gereken, kısa da olsa, onlara zaman ayırmak olacaktır. Memorial Ataşehir Hastanesi’nden Çocuk ve Ergen Psikolojisi Uzmanı Özge Merve Türk’ün, sağlıklı bir baba-çocuk iletişimi hakkında bilgi verdi.

Sağlam ilişkinin temellerini baştan atın

Bebeklik döneminden itibaren anne ile paylaşım içerisinde çocuğun temel bakım ve gereksinimlerine katılan,  sınır ve kuralları ihmal etmeden çocuk ile eğlenen, oynayan, anlayan bir baba modeli baba-çocuk ilişkisi için ideal bir model oluşturmakta, ergenlikteki sorunlarla daha iyi baş edebilmeye zemin hazırlamaktadır.

Çocuklar nasıl bir “Baba” ister?

Erken dönemde baba ve çocuk arasında kurulan ilişki oldukça önemlidir. Çocukluk döneminde baba ve çocuğun oyun oynaması, zaman geçirerek birbirleri ile iletişim içinde olmaları ergenlik sürecini de etkilemektedir. Ergenler otorite sahibi, güvenilir bir baba figürüne sahip olmak isterler. Üç-beş yaşları cinsel kimliğin oluşmaya başladığı yaşlardır ve bu yaşlarda erkek çocuğun özdeşim figürü “baba” olmaktadır.

Ona “güven veren” olun

Ergenlik büyümektir, değişimdir. Ergenin fiziksel ve ruhsal açıdan değiştiği bu dönemleri bilmek, tanımak gerekir. Ergen, toplum içinde yeni bir kimlik edinmeye çalışmaktadır, yeni düşünce ve inanç sistemleri ortaya çıkar. İşte bu dönemde baba destekleyen, yönlendiren olmalıdır. Sorunları tehdit ve azar olmadan paylaşmalısınız. Birlikte zaman geçirmek ve güven veren konumda olmak ergen-baba ilişkisinde temel noktalardır. Bu, anlaşmazlıkların en aza indirgenmesini sağlar.

Aranızdaki yaş farkı kaç olursa olsun paylaşım önemli

Çocuğunuz ile aranızdaki yaş farkı kaç olursa olsun aranızdaki paylaşım çok önemlidir. Oyun oynayarak zaman geçirmek, beraber etkinlik yapmak baba-çocuk etkileşimini arttırır. Sürekli olarak emirler yağdıran, tehdit eden bir baba çocuk ile iyi iletişim kuramaz. Anlamak, dinlemek ve düşünceleri paylaşmak gerekmektedir. Bir baba olarak çocuğunuz ile beraber katılacağınız çeşitli aktivitelere bulun. Kısacası zaman geçirmek için ortam yaratın. Tabi burada çocuğun nelerden hoşlanabileceği göz önünde tutun Yaş farkına odaklanmak çocuk ile geçirilecek kaliteli zamanı engeller. Geçirdiğiniz zamanın süresine takılmayın. Önemli olan kaliteli zaman geçirmek; yani çocuğunuz ile geçirdiğiniz sürede neler paylaştığınız, iyi bir iletişim içinde olunduğu zamandır.

Sevgi ve saygı bir bütündür

Sevgi ve saygı iletişimde bir bütündür. İkisi olmadan iyi bir iletişim söz konusu değildir. Aşırı sevgi göstermeye çalışan babalar zaman zaman baba otoritesini çocuğa bırakmakta; yani çocuğun yönettiği, kuralları koyduğu bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu yanlıştır, çocuğa her zaman baba olduğunuzu ve sınır-kuralları koyduğunuzu göstermelisiniz. Aynı zamanda onunla eğlenceli vakit geçirebilmeli, sorunları ile ilgili olarak paylaşmalı, yanında olduğunuzu hissettirmelisiniz. Bu şekilde karşılıklı sevgi-saygı zemini oluştuğunda iyi bir baba –çocuk ilişkisinin temelleri atılmış olmaktadır.

Babalar her şeyi en son mu duymalı?

Bu durumda annenin rolü çok önemlidir. Anne ve baba ortak bir noktada buluşabiliyor ise babanın ne tepki göstereceği endişesi en az seviyede olur. Çocuk, baba ve annenin bir olaya nasıl tepki göstereceğini tahmin edebilir. Buna göre davranışlarını düzenleyebilir. İstenilmeyen davranışta sorun baba ile paylaşılır ve baba çocuk ile karşılıklı konuşarak, çocuğun sebeplerini anlar ve kendi düşüncelerini paylaşarak ona nasıl davranması gerektiğini anlatmaya çalışır. Bu noktada korkutmamak, tehdit etmemek önemlidir. Korkulan bir baba figürü çocuğun daha fazla hata yapmasına neden olur. Çocuk birçok konuyu paylaşmaz, yalan söyleyebilir. Bu nedenle net, anlaşılır şekilde sorunları doğrudan konuşarak paylaşmak, karşılıklı duygu paylaşımı sorunları daha iyi çözümlemeye yardımcı olacaktır.

SOĞUK ALGINLIĞINA ETKİLİ BESİNLER

Serin havaların kendini hissettirmeye başladığı şu günlerde soğuk algınlığı, grip, bronşit gibi hastalıklar da kapımızı çalmaya başladı. Sonbaharı sağlıklı geçirebilmek için bağışıklık sistemimizi güçlendirmek büyük önem taşıyor. Güçlü bir savunma mekanizmasının temelinde ise yeterli ve dengeli beslenme ile birlikte antioksidanlardan zengin besinlerin tüketilmesi yer alıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Yüksek, hastalıklardan korunmak için sağlıklı beslenme önerilerini sıraladı.

Antioksidan vitaminler yönünden zengin besinler tüketilmeli

Önemli antioksidanlardan biri olan C vitamini, vücuttan zararlı maddelerin atılmasında ve savunma sisteminin güçlendirilmesinde önemli bir role sahiptir. Bu vitamin; yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinlerde bol miktarda bulunmaktadır. C vitamini kaybını önlemek için salata ve meyve sularını tüketmeden hemen önce hazırlamalı ve limonu salatayı tüketeceğiniz zaman eklemeyi unutmamalısınız.
Bir diğer önemli antioksidan olan E vitamininin en zengin kaynakları; fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ile tahin gibi besinlerdir.
Anti-enfeksiyon vitamin olarak da bilinen A vitamini de güçlü bir antioksidandır. Yumurta, süt, balık, ıspanak, portakal, havuç, yeşilbiber, kayısı gibi sarı, turuncu ve yeşil sebze-meyvelerde bulunur.

Balık zeytinyağı ve ceviz bağışıklık sisteminizi güçlendirir

Omega 3 yağ asitlerini içeren balık, balık yağı, fındık ve ceviz ile omega 9 içerikli zeytinyağı, fındık yağı gibi sıvı yağlar bağışıklık sistemini olumlu etkilerler. Haftada 2-3 kez balık, 6-7 fındık, 2-3 ceviz tüketilmesi, zeytinyağlı salata ve sebze yemeklerinin her gün düzenli yenmesi bu faydalı yağ asitleri ile antioksidan vitaminlerden yararlanmanızı sağlayacaktır.

Enfeksiyona karşı çinko

Çinko eksikliği enfeksiyonlara karşı zayıflığı da beraberinde getirmektedir. Çinko kaynakları kırmızı et ve kabuklu deniz ürünleri ile karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinler, fındık, ceviz, fıstık gibi kuruyemişler, süt, peynir ve kuru baklagillerdir. Haftada 2-3 kez kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagilleri sofranızda bulundurmanızda fayda vardır.

Yoğurt ve kefir koruyucu kalkan etkisi yapıyor

Probiyotik ve prebiyotikler bağırsak florasını güçlendirerek mide-bağırsak enfeksiyonlarına karşı direnç oluşturulmasını sağlar. Yoğurt ise içerdiği laktik asit ile mikroplara karşı koruma sağlar. Öğünlerinizde mutlaka düzenli olarak yoğurt, ayran veya kefir olmalıdır.

Lifli besinlere ağırlık verilmeli

Sonbaharın gelmesiyle beraber fiziksel aktivite de azalmaktadır ve bunun sonucunda kabızlık sorunu ortaya çıkabilir. Bu nedenle sonbahar ve kış mevsiminin vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olan kuru baklagillerin, esmer ekmek, bulgur, kepekli makarna gibi tahılların ve özellikle C vitamini açısından zengin sebze ve meyvelerin tüketimine ağırlık verilmelidir.

Günde 10-12 bardak su için

Sıvı tüketimi vücudumuz için çok önemlidir. Sıvı eksikliğinde tüm metabolizmanızda dengesizlikler ortaya çıkmakta, hastalık halinde iyileşme gecikmektedir. Günde 10 - 12 bardak su içmeli, daha yüksek sıvı kayıplarında (ateş, ishal gibi) bu kayıplar karşılanarak, sıvı dengesi sağlanmalıdır.

Soğuk algınlığına yakalanınca…

Çay ve kahve yerine kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi bitki çayları tüketilmelidir. Bunların vücudumuzda etkilerini tam olarak gösterebilmesi için, tüketeceğiniz bitkilerin mutlaka doğal kurutulmuş olmasına ve çay haline getirirken de demlenme sürelerine özen göstermek gerekmektedir. C vitaminini yüksek miktarda içerenler başta olmak üzere, her öğünde düzenli olarak sebze ve meyve tüketilmelidir. Çorba gibi sıvı ağırlıklı besinler tercih edilerek, vücuttan toksik maddelerin uzaklaştırılması sıvı tüketimine özen gösterilmelidir.

YÜKSEK TOPUKLU AYAKKABI VE SAĞLIK

İlk defa orta çağ Fransa’sında hem erkek hem de kadın aristokratlar tarafından giyilmeye başlanan yüksek topuklu ayakkabı, günümüzde sosyal statü simgesi olmasından ziyade kadın güzelliğine alım katan bir moda unsuru olarak görülüyor. Memorial Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, yüksek topuklu ayakkabılardan vazgeçmeden nasıl sağlıklı kalınabileceğini anlattı.

5 cm yüksekliğinde bir topuk spor ayakkabısı rahatlığı sağlıyor

Sağlık açısından en ideal ayakkabı yaklaşık 5 cm yüksekliğinde topuğu olandır. Ayakkabıyı, topuk yüksekliğinin yanı sıra ideal yapan özelliği ön kısmının parmakların rahat edebileceği genişlikte olmasıdır. Böyle bir ayakkabı spor ayakkabısı kadar sağlıklıdır. 8 cm’den uzun topuklu, sivri uçlu bir ayakkabı ise uzun süreli kullanıldığında bel, kalça, diz, ayak bileği ve ayağın ön kısmında anormal yüklenmelere neden olur.

8 cm’den yüksek topuk postürünüzü bozuyor

Kollarımız, bacaklarımız ve başımızın yer çekimine göre bir pozisyonu vardır. 8 cm’den yüksek topuğu olan bir ayakkabı postür adı verilen bu fizyolojik duruşu bozarak dizlerin ve kalçanın hafif bükülmesine, belin öne doğru kamburlaşmasına ve belin normal olan çukurluğunun artmasına neden olur. Belde, kalçada, dizde, bacak kaslarında, ayak bileğinde ve ayağın ön kısmında postür bozukluğundan kaynaklanan anormal kuvvet yoğunlaşması ise çeşitli hastalıklara yol açar.

Kas kısalmalarına dikkat !

Anormal yüklenme yerlerinde kas kısalmaları olur. Örnek olarak; bel çukurluğu artınca belin arka kasları; kalçanın yükü arttığı için ise kalçayı büken kaslar, en önemlisi de bacak kasları kısalır. Bu kısalma eklem hareketlerinin fizyolojik genişliğini azaltır. Eklem esnekliğinin azalması eklem kıkırdağına anormal yük bindirerek kireçlenmeye neden olur. Özellikle bacak kaslarının kısalarak ayak bileği eklemine yük bindirmesi ayak tabanında bulunan zarı kısaltır, topuk ağrılarına yol açar. Ayak parmaklarında pençeleşme görülür. Pençeleşme sonucunda ayak parmak sırtlarının ayakkabıyla çok sık teması bu bölgelerde nasır oluşumuna sebebiyet verir. Önleri çok dar ayakkabılarda ise başparmak çarpıklıkları meydana gelir. Ayrıca ayağın önde sıkışması parmakların dar bir alanda birbirlerine doğru itilmeleriyle parmak arasından geçen parmak sinirlerinin sıkışmasıyla sinir hasarına yol açarak bu bölgede kalınlaşma ve ayak uyuşmasıyla belirti veren rahatsızlara neden olur.

Uzun yıllar yüksek topuklu ayakkabı giymek için

Bayanların yüksek topuklu ayakkabı tutkusundan vazgeçmeden sağlıklı kalmaları birkaç noktaya dikkat etmeleri ile mümkün olabilmektedir. Öncelikle yukarıda bahsedilen uzun süreli kullanımın sakıncaları bilinmelidir. Haftanın dinlenme günlerinde normal topuklu olarak tanımlanan 5 cm yüksekliğinde topuk ve önü geniş ayakkabı ya da muadili olan spor ayakkabısı giyilerek ayaklar dinlendirilmeli, yürüyüş, koşma gibi egzersizler yapılmalıdır. Egzersizin içine mutlaka bacak arkası kaslarının gerilmesi dahil edilmelidir. Bu germe egzersizi için oturmalı, bacaklarınızı uzatmalı, dizleri düzleştirilmeli, ayak bileklerinizi kendinize doğru çekmeli ve dizinizi yukarı kaldırmadan ayak ucuna değmeye çalışmalısınız. Bu basit önlemlerle yüksek topuklu ayakkabınızı sağlıklı bir şekilde uzun yıllar giyebilirsiniz.

22 Ekim 2013 Salı

BALIN BİLİNMEYEN FAYDALARI

Bütün canlıların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için neme ihtiyaçları vardır ancak balla temas eden bakteriler nemden yoksun kaldıkları için, balın asidik tepkisine karşı koyamaz ve uygunsuz bir ortam olduğundan yaşayamazlar.




İnsan vücudunda etkili olan pek çok bakteri vemikroorganizma, balda yok olur ve üreyemezler. Vücuttaönemli etkisi olan mineraller vardır. Bunlar özellikle kemik vedişlerin oluşmasında rol oynarlar. Bu minerallerin sadece balda olduğunu biliyor musunuz? Bu yüzden yetişme çağındakiçocukları bal tüketmeleri için teşvik edin.


İyi bir koruyucudur. Mideye kuvvet verir. Kansızlığı giderir. Damarları açar. Kabızlığın giderilmesini sağlar. Yara, iltihapgiderir. Göze faydalıdır.

Karın ağrısını geçirirİdrar söktürücü etkisi vardır. Mesane yollarını temizler, iltihabı giderir.

Karaciğer ve göğsü temizler. Baldaki ciholin karaciğerin fonksiyonunu kuvvetlendirir ve hücrelerde toplanan yağıngiderilmesi için harekete geçirir


İlaçların yan etkisini önler. Kolesterolü düşürür. İhtiva ettiği A,B,C ve diğer vitaminler ve mineraller insana zindelik verir.

Sindirime gerek kalmadan direk kana karışır. Özellikle ılık su ile şerbet yapılıp içilirse birkaç dakikada kana karışıp vücuda enerji verir. Bal yenebileceği gibi cilde ve yaralara da sürülebilir. Şerbeti ile gargara yapılırsa boğazları rahatlatır. Çay ve süt gibi içeceklerde şifalı bir tatlandırıcı olarak kullanılabilir.

BÖBREK TAŞI HAKKINDA

  • Bol su tüketimi (günlük 2-2.5 litre idrar çıkaracak şekilde su içmek).
  •  
  • Kola, gazoz gibi gazlı içeceklerden fazla tüketmemek.
  •  
  • Çay ve kahve tüketimini azaltmak.
  •  
  • Fazla miktarda greyfurt veya elma suyu tüketmemek.
  •  
  • Süt ve süt ürünlerinin hiç veya çok az tüketilmesi riski arttırmaktadır.

  • Bol lifli besinleri tercih etmek.



Tuz kullanımını azaltmak.

Kırmızı eti fazla tüketmemek.

Egzersiz yapmak.

Böbrek taşı tekrarlar mı?

Böbrek taşları tekrarlayabilir.

Taş hastalığına ne kadar erken yakalanılırsa taşın tekrar etme riski o kadar yüksek olmaktadır. Geçmişte taş hastalığıolanlarda bir yıl içinde taş oluşma olasılığı yaklaşık % 15, on yıliçinde ise yaklaşık % 80’dir.

Hangi Gıdalar Böbrek Taşı Oluşumuna Neden Olur?

Asitli ve gazlı içecekler, fazla tuz tüketimi, kırmızı etin fazla tüketilmesi, pancar, soya, çikolata, kakao, kuru incir,karabiber, fındık, kuru yemişler, sardalya, sakatat, mantarkurubakliyat, karnabahar, çilek ve ıspanak

Ancak unutulmaması gerekir ki bu saydıklarımızın fazla tüketilmesi bir sorundur. Az miktarlarda tüketilmelerinde birsorun yoktur veya taş hastalığının olması bunların kesinlikle tüketilmeyeceği anlamına gelmez.

MANDALİNANIN FAYDALARI









Kış meyvelerinden mandalinanın bilinmeyen faydalarını sizler içinaraştırdık. Tatlı, sulu ve hoş kokulu olan bu meyvenin mucize faydalarını öğrenmek için sayfaları gezmeye devam edin.


C vitamini açısından zengin olan mandalinayı kışın ara öğünlerde acıktığınızda tüketmeniz, hem kilo almanızı engelliyor hem de sizi hastalıklardan koruyor.

Mandalinanın içinde bulunan A ve B vitaminleri dışında kalsiyum, potasyum, magnezyum, sodyum, demir, brom ve fosfor mineralleri, kanı temizleyerek daha sağlıklı bir kalp sağlığı sunuyor.

Madalinanın kabuğunda bulunan P vitamini sayesinde keklere ve tatlılara lezzet ve hoş koku verirken aynı zamanda kolesterolü veyüksek tansiyonu düşürmeye de yardımcı olabilirsiniz.

Kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu olan mandalina, ömür boyu sağlık sunuyor.

Ayrıca mandalina damar setliği ve felçte de faydalı. Bu nedenle damar sertliği olan kişiler ve orta yaş grubunun bu meyveyi bol bol yemesi gerekiyor.
Sinirleri yatıştıran mandalina aynı zamanda gribe karşı dakoruyucu bir kalkan görevi görüyor.

Akşam yemeğinden sonra yenecek 1 mandalina daha rahat ve deliksiz bir uyku çekmenizi sağlıyor.













Bağışıklık sistemini güçlendiren bu meyveyi aynı zamanda reçelyapımında da kullanabilirsinizAyrıca kabuklarından elde edeceğinizesans sayesinde evinizi hoş kokularla renklendirebilirsiniz.






TELEFON VE KİŞİLİK ARAŞTIRMASI

Telefonunuz hakkınızda ne söylüyor?


Yapılan bir araştırmada insanların kullandığı telefonun onların nasıl bir yaşam tarzı sürdüğünü ele verdiği belirtildi.
iPhone sahiplerinin BlackBerrys ve Android telefon sahiplerine göre daha gösterişli, kıyafete daha fazla para harcadığı ve bakımlı olduğu ileri sürüldü. Yapılan araştırmada BlackBerry sahiplerinin ise daha fazla kazandığı ve uzun süreli ilişkilere daha yatkın olduğu belirtildi. Buna göre Android telefon kullananlar daha görgülü ve mutfakta daha maharetli olduğu iddia edildi. 
Bir telefon şirketinin yaptığı araştırmada üç büyük akıllı telefon sahibi 2 bin kişi ile telefonlarının markasından kişiliklerinin belirlenip belirlenemediği incelendi. 
Araştırmada elde edilen başka bir sonuca göre ise iPhone sahibi olanlar daha fazla görüntü bilincine sahip ve diğer telefon kullanıcılarına göre kendilerini genellikle daha çekici buluyorlar. Ancak BlackBerry sahipleri daha meşgul, daha fazla mesaj ve email gönderiyor ve Apple kullanıcılarına göre daha fazla telefonda konuşuyorlar. Ayrıca diğer telefon kullanıcılarından daha fazla kazanıyorlar. 
Araştırmada telefon markasına göre ilişki durumu da incelendi. İnceleme sonunda BlackBerry kullanıcılarının uzun süreli ilişkilere yatkın olduğu çıkarken, daha sosyal ve arkadaş canlısı olduğu belirtildi. 
Android sahipleri diğer akıllı telefon kullanıcılarına göre daha fazla televizyon seyrederken, aynı zamanda alkol kullanma oranı daha yüksek. 
BlackBerry kullanıcıları kendilerini gürültülü, şen şakrak olarak ifade ederken ve daha çok sağlık, finans ve emlak sektöründe çalıştıkları kaydedildi. Ayrıca diğer telefon kullanıcılarına göre daha fazla çay ve kahve tüketiyorlar. Araştırmaya göre BlackBerry kullanıcıları ayrıca daha az dakikler. iPhone kullanıcıları flörtöz ve patronları tarafından değer veriliyor.